Bir insana yüklenen en başta yoktan planlı doğması zorunluluğu, sonrada bazı önemli ama hayatı boyunca muhtemelen birkaç kere diyerek "Neden ben?!" üzgünce hayıflanacağı karar verme süreçlerinden geçmek zorunda kalışları, zaman geçtikçe gelmiş-geçmiş bu süreçte yaşamında büyük kayıplar verip fedakarlıkları durduk yere ondan istenmesini anlatıyor. Biraz benlik ve tanrının ne istediği ile alakalı derin anlamları vardı bana göre. Böyle bir hikaye yalnızca ilahi amaçta içten içe haksızlıklığa uğrayan(isyan değil, sadece biraz daha hoşgörü talep eden) birinin bakış açısıydı. Fena, annesini hiç tanımamıştı fakat ondan daha tanımadığı birçok hayat için karar alması istendi. Bakirelik olayı bile kendi bedenine hükmedemeyeceği, çünkü onun amacı aracı olmak demek olduğunu gösteriyordu. Görevi bitince(bence kullanılması)artık kafasına reset atıp; git biraz bahçede oyna ve bize senin gibi bir tane aracı doğur, Yikamuru da seninle oynasın hadi iyisin kıyak geçtik uyumlu diye, yalanıyla dediler. Güzeldi, ama senaryonun derinliği herkesin anlayacağı kadar basit değildi bu yüzden kafalar karıştı. Neyse, yatın yahu! Buna mı kafa yorcaz şimdi djjnvvfjhbmfn